MİLLİ YEMİN

Siteye Giris Icin Lutfen Foruma Tiklayin

 
AnasayfaPortalSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kür Şad
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 20/03/08
Yaş : 30
Nerden : Bursa

MesajKonu: Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları   Ptsi Mart 24, 2008 3:47 pm

Mübarek İslam dininin faziletleri, tarihsel gelişimi, özellikle hilekar dinsizlerin din-i mübin uğruna gibi gösterip aslında bölücülük, ayrımcılık,gruplanma niyetiyle başlattıkları sözde islami hareketlenmeler, mevcut düzene ve yapıya karşı koyuşların İslama verdiği zararlar üzerinde duracağım bu yazıya, yazmaya beni teşvik eden Hz. Ali’nin, Allah’ın Aslanının bir sözü ile başlıyorum.’Bilenin susması, bilmeden söylenen söz kadar çirkindir’.Ve akabinde de Kutlu nebinin bir sözü, İlmini gizlemek, ilmi yaşamamak kadar günahtır!

İslam dini, insanlığın kurtuluşu ve mutluluğu için Allah tarafından konulan, elçisi Hz. Muhammed aracılığıyla bize bildirilen ve tam bir teslimiyetle kendisine bağlanılacak kanunlar ve kurallar bütününü içeren dindir.

Yaratılış sıralamasında en son olduğu halde anlam bakımından en üst varlık olan insana, yine tarih sıralamasında en son, fakat yetkinlik bakımından en üstün din olan İslam dini verilmiştir.Maide suresinin 3. ayetinde belirtildiği üzere, İslam , insana en büyük nimet olarak verilmiş eksiksiz bir dindir: ‘Bugün sizin dininizi olgunluğa erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamı beğendim.Bütün kuralları gibi adı da bizzat Allah tarafından konulan İslam dini her türden din arasında gerçek olan tek dindir.Ali İmran suresinde buyurulur ki, Allah katında Hak Din İslam’dır.

Peygamber efendimizin vefatından sonra bazı düşünce farklılıkları yüzünden Şia mezhebi doğmuş ve İslam dini tarih boyunca iki hak mezhep olarak, hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar intikal edebilmiştir.Şiiler hakkında şu bilgileri bilmemizde fayda vardır: Şiiler, Şia mezhebine mensupturlar.Hz. Muhammedin ölümünden sonra meşru imamlığın, dini-politik önderliğin, peygamberin kuzeni ve damadı Hz. Alinin ve soyunun uhdesinde olmasını savunurlar.Genelde şiiler tanrısal vahyin ve Tanrı ve yaratıları arasındaki aracılığın Şii imamlar ile sürdüğüne inanırlar.
Şia mezhebinin İran da çıkma nedeni , Hz Alinin oğlu Hüseyinin Sasani hanedanının son temsilcisinin kızı ile evlenmesidir.
Alevilik kavramı, Şia mezhebine mensup kişilerin mezhepsel kimliklerini biraz daha siyasallaştırmalarıyla ortaya çıkmıştır.Aleviler şiiliği uç noktada yaşarlar.

Tarihsel süreç içerisinde hak mezheplerin haricinde, bazıları hak olan,bazıları da sapıkça ve sahtekar tarikatlar da kurulmuştur.Tarikatlar ansiklopedisi incelendiğinde sayılarının yüzlerce olduğu görülür.Biz bu tarikatlerden sadece günümüzde mevcut olan ve aktif bir şekilde mürid toplamaya odaklanmış olanlarının üzerinde duracağız.

Süleymancılık hareketi,1959 yılında vefat eden Süleyman Hilmi Tunahan adındaki şahsın öğrencileri tarafından başlatılmıştır.Günümüzde özellikle üniversitelerde muhtaç öğrencilere kucaklarını açan, öğrenci yurtları bulunan ve genel olarak içine kapanık ve dışa açılmak istenmeyen bir hareket olarak bilinen bir harekettir.Süleymancılar , kendilerinden bahsedilmesine pek memnun olmazlar ve çok konuşmazlar.Müridlerinin kot pantolon giymesine izin verilmeyen tarikat olarak da bilinirler.Diğer cemmatlere bakıldığında islam dinine zararları yok denecek kadar azdır.

Nakşibendilik tarikatı , Bahaddin Nakşibend’in kurduğu ve İslam dünyasında en yaygın ve etkili tarikatlerden biridir.Türkiyede de, özellikle son yıllarda kamuoyunun duyduğu ve üzerinde tartışılan tarikat olarak da dikkatleri çekmektedir.Üniversite ve orta öğretim öğrencilerine yönelik çalışmaları diğer tarikatlerle kıyaslandığında daha azdır.

Ve gelelim üzerinde en çok tartışılan, üniversite ve diğer tüm öğrecilere yönelik çalışmaları had safhada olan, Türkiyenin en zengin ve en büyük cemaatleri olan fethullahçılık ve nurculuk hareketlerine.Evet genel kanaatin aksine bu hareketler, artık birbiriyle içiçe değil, aksine birbirine düşman iki cemaat durumundadırlar.Müridleri hiçbir zaman bu tarikatin mensubu olduklarını kabul etmezler ve kendilerine yapıştırılan –cı, -cu tanımlamalarını kabul etmezler.Bu yazıda, bu iki sözde islami hareketin mübarek İslam dinine ve kutlu Türklüğe verdiği zararlar, yalanları ve hizmet ettikleri küresel güçler üzerinde durulacaktır.

Fethullaçılık ve fethullah gülen sempatizanlığı günümüz Türkiyesinde başını alıp yürümüştür.Özellikle taşra veya büyükşehir farketmeksizin bütün illerde,bütün öğrencilere yönelik hummalı bir çalışma içerisinde olan bu tarikatin hizmet ettikleri küresel güçler ve Allahın Kuranı Kerimde buyurduğu ayetlerle nasıl ters düştükleri üzerinde durmanın okuyanlar üzerinde etkili olacağı kanaatindeyim.

Giderek küreselleşen ve tek Pazar haline getirilmeye çalışılan dünyadaki en zengin şirketlerin patronlarının oluşturduğu bir dünya komplosu olan İlluminati hareketinin asıl hedefleri, farklı olmayan, birbirinin benzeri düşünen ve yaşayan insanlar meydana getirip, bu insanları tek bir devlet çatısı altında birleştirip, bu devletin tahtına oturmaktır.Bu uzun vadeli hedeflerinde en büyük yardımcıları Allahın lanetlediği şeytandır.Peki bu adamlar hedeflerine ulaştıktan sonra, o tahta oturduktan sonra ellerine ne geçecek diye düşünülebilir.Zaten dünyanın en zengin ve nüfüzlu kişileri böyle bir yapıya neden ihtiyaç duymaktadırlar? Cevabı çok şaşırtıcı olsa da korkunç bir gerçektir.Bu yarı insan yarı tanrı olduklarına inanan kişilerin amacı, cennet ve cehennemi haşa Hazreti Allahın elinden alıp, haşa Allahın tahtına oturma isteğidir.Bu hedefte hak verilir ki en büyük yardımcıları da şeytan olacaktır.Peki bu anlatılanların nurculuk fethullaçılık hareketleriyle ne alakası vardır?

Dünya zenginlerinin bu hedefleri muhakkak ki çok uzun vadelidir, ve yüzyıllardan bu yana bıkmadan usanmadan devam etmektedir.Bu dünya zenginlerinin kurduğu komploda üç ana kulvar vardır: Siyasi, ekönomik ve dini kulvarlar.Birincisi siyasi bir birlik altındaki, ikincisi ekonomik ve üçüncüsü de dini birliktelikteki insanların yaşadığı zenginlerin daha zengin fakirin en fakir ve mazlum olacağı, en büyük oyuncunun para olduğu bir dünya yaratmak umulur ki hiç de kolay olmayacaktır.Bu hedefin siyasi ve ekonomik olarak şu anki gelinen noktasına bakıldığında katettikleri yolun az olmadığı görülecektir.1945 yılında İkinci Dünya Savaşının akabinde, Amerika, İngiltere ve Rusyanın büyük katkılarıyla kurulan, bütün dünya devletlerini tanıyan, onlara yardım eden, fikirler üreten, Güvenlik Konseyi, Genel Kurul, Genel Sekreterlik, Uluslar arası Adalet Divanı, Ekonomik ve Sosyal Konsey ve Vesayet Konseyi temel birimlerinden oluşan Birleşmiş Milletler bu harekatın genel olarak siyasi kulvarını yürütmektedir.Ekonomik alanda bu işlevi Dünya Bankası ve Uluslar arası Para Fonu yürütmektedir.Amerikada bulunan Dış İlişkiler Konseyi ve Amerika , Avrupa ve Asya arasında ekonomik bağları güçlendiren Trilateral(Üç Yanlı) Komisyon ve Dünya hükümeti olarak bilinen her yıl düzenli olarak dünyanın büyük şehirlerinde toplantılar düzenleyen Bilderberg örgütleri de bu asıl kuruluşlara yardım etmekte ve işlerini kolaylaştırmaktadır.Ve geriye operasyonun dini kulvarı kalmıştır.Şimdi söyleyeceğim kişi, belki şaşırtıcı gelebilir ama görevi sadakatle yerine getirmek üzere üstlenmiş olan, Fethullah Gülen’dir.Evet fethullah gülen bu kutsal misyonu üstlenmiş , dinler arası diyolog adı altında her türlü fonu temin ederek üç dinin temsilcilerini biraraya getirmekte ve ılımlı ve diğer sapık dinlere bütünüyle hoşgörüyle bakan bir İslam dini oluşturmaya çalışmaktadır.Bilmekteyiz ki yahudilik ve hristiyanlık hak bir din olarak doğmuşlar ve daha sonra Allah’a şirk koşup, başka şeyleri kendilerine tanrı edinmeleriyle bütün gerçeklikleri ve inanılırlıkları tükenmiştir.Sözde bu gavurlarla iyi geçinip başımıza onlar tarafından, anlaşmazlıklardan kaynaklanacak belaları defetmek için, kardeşçe yaşanacak bir dünya oluşturmak için ömrünü vakfeden bu kişinin yanlış yolda olduğunu bütün misyonunun sahtekarlık, bölücülük , efendilere hizmet olduğunu Allah, Maide suresinin 52. ayetinde belirtmiştir: İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.Allahu Teala Kuranın muhtelif yerlerinde yahudi ve hristiyanlarla birlikte olunulmamasını, bizim onların dinine uymadıkça, onların kati surette bizim dinimize uymayacaklarını belirtmiştir.Ayrıca Fethullah gülenin yazdıkları kitaplarda , davranışlarında, hayat görüşünde de efendilerileri olan, dünya komplocularına hizmette kusur etmediği aslında İslamın değil, dinler arası dialog saçmalığının ,ve genel olarak bu saçmalık üzerine kurulmuş Bahailik mezhebinin ateşli savunucusu olduğu gözlenmektedir. Bahaîlik sıradan bir tarikat veya cemaat değildir.
Hatta Bahaîlik İslam içinde bir mezhep de değildir. Bahaîlik, 3 büyük dini, İslamiyeti, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan bir dinlerüstü mezheptir. İran'da İslam öncesi geleneklerini sürdürmek isteyen ve bu nedenle İslamiyeti diğer
dinlerle birleştirmeye ve tahrif etmeye çalışan çeşitli tarikatlara dayanmaktadır.

Bir çok Batıni mezhep şeyhlerinin kitabını Kuran yerine kabul ederler. Cavidanîyeler, şeyhleri Fazlullah'ın Cavidannamesi'ni, Babiler ise şeyhleri Muhammed Bab'ın kitabı Kitab-ün Nur'u Kuran kabul ederler. Ne hikmetse, Saidi Nursî'nin Risale-î Nur'u isim olarak ve cemaatin
gösterdiği saygı bakımından, içerik olarak, Kitab-ün Nur'a çok benzemektedir. Türkiye'deki Nurculara göre, Kuran anlaşılması zordur, bu nedenle müritlere Nur Risaleleri önerilir.Nurcular Kuranı Kerimin anlaşılmasının güç olduğunu söylerler.Ne acıdır ki, onların inançlarına göre Kuranın Türkçe mealinin okunması caiz değildir, dine uygun değildir, dolayısıyla Arap alfabesinden okurlar, lakin hiç biri Arapça dilini bilmez ve konuşamaz.Bu arada benim Kuranı Kerimin Türkçe mealini okuyupta anlayamadığım, acaba burada ne kastedilmiş dediğim ayet sayısı yok denecek kadar azdır. Risalelere adeta ikinci bir Kuran mualemesi gösteren Fethullah gülen, bu şekilde
Müslümanlığa da aykırı hareket etmiş olmaktadır. Fethullah gülen'in şu sözü dikkat çekmektedir.: "İlimler sahasında meselenin temel esprisini ise Bedîüzzaman'ın mülahazasında buluruz. Şöyle der o: Allah'ın iki kitabı vardır. Biri kainat kitabı, diğeri Kur-an'ı
Kerim." Fethullah Gülen, "Kainat kitabı" derken Risaleleri kastetmektedir.Nurcuların Risaleleri öne çıkarmasının nedeni Kuran'ın geçerliliğini ortadan kaldırmak olduğu düşünülmektedir.Nitekim içinde bulunduğumuz ve öğrendiğimiz üzere ,nurcu olmanın şartlarından bazıları, nurculuğu öncesindeki yaşamından tamamiyle tövbe edip bunu yazılı bir kağıt halinde ev abilerine sunmak, günde 4 sayfa Kuran-ı Kerime karşılık her gün istisnasız 20 sayfa risale-i nur okumaktır.

Babilerin ibadet için camiler yerine evleri tercih etmesiyle Fethullahçıların Işıkevleri arasında da bir bağlantı kurulmaktadır.Babiler, camilere gitmez, cemaatle namaz kılmazlardı. Bunun yerine evlerde toplanmayı tercih ederlerdi.Nur evleriyle ilgili Fethullah Gülen'in şu sözleri dikkat çekiyor: "Bu ışık evlerinin kendine has özellikleri vardır... Yüreği pek, imanı çelik insanların yetiştiği kutsal mekanlardır... Artık geçmişte camide yapılan dini ruhunun müzakereleri bu evlerde biraraya gelinerek yapılacaktır.Fethullah Gülen, bundan sonra caminin önemli olmadığını söylüyor. Çünkü büyük ustası Kürt Sait de camiye girmezdi.
Buradaki amaç ise İslam'ın birliktelik ve cemaat ruhunu yıkmaktır.Bu arada baş fesatçı kürt saitten de bahsetmek yerinde olacaktır. Said-i Nursinin düşünce yapısı da İslam inanışı ile çoğu yerde çelişki gösterir. Ve bu çelişkiler İslam alimi olmayanlar tarafından bile hemen
anlaşılacak şekilde çok açıktır. Hiç evlenmemesi, Cuma namazına gitmemesi, kendisine Kuran öğreten hocalarına karşı gösterdiği saygısızlık gibi. Ne Yunus Emre ne de diğer İslam büyükleri kendilerini yetiştiren hocalarına karşı Sen bir şey bilmiyorsun lafını kullanmamıştır. Belki de bundan dolayı Said-i Nursi ders almak üzere gittiği tüm medreselerden kovulmuştur.
Cuma namazı kalabalık olarak kılındığından ve kendisinin kalabalık yerlerde namaz kılmaktan huzur bulmadığını söyleyen Saidin durumu son derece ilginçtir. Çünkü Cuma namazı inananlar için müminlerin bir araya toplandığı bir andır ve cemaat ile kılınması zorunludur. Üst üste üç Cuma namazı kılmayan bir Müslümanın cenaze namazı bile kılınmaz.
Risaleleri ile ilgili söylediği sözler bile İslamı nasıl yorumladığını bizlere gösterir. Risale-i Nur okumak ona hizmet etmek bir ibadettir. Ona hizmet üç aylarda yapılan zikirlere bile tercih edilmelidir.Kısacası Said-i Nursi kendi yazdığı kitapları okumanın Allaha karşı yapılan
ibadetten daha hayırlı olduğunu söyler ve İslama yeni bir yorum getirir.


En son Kür Şad tarafından Ptsi Mart 24, 2008 3:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kür Şad
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 20/03/08
Yaş : 30
Nerden : Bursa

MesajKonu: Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları-2   Ptsi Mart 24, 2008 3:48 pm

Fethullah'ın kitaplarında Bahaîlere nasıl gizlice övdüğünü de ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Fethullah'ın Hz. Muhammed'i anlattığı sanılan kimi yazılarında aslında Bahaîlerin lideri Molla Muhammed Ali'yi andığını bilinmektedir: "Dostların vefasızlığına, düşmanların ardı
arkası kesilmeyen istila ve ifsatlarına uğramasaydı, kim bilir daha neler yapacaktı? Keşke, bu mübarek dünya; duygu, düşünce, anlayış ve hayat felsefesiyle hiç değişmeseydi. Onun yiğitliği, sadeliği ve mertliği bu güne kadar dipdiri kalabilseydi. Keşke O muhteşem saray ve
yüksek kasırların altın yaldızlı kubbeleri altında, baygın ve mahmur dolaşan hasım dünyanın, talihsiz insanlarının durumuna düşmeseydi.Bu alıntıda önemli bir çelişki yakalanmaktadır: Yukardaki metinde anlatılan kasır ve saraylar dönemin İran Şah'ının saraylarıdır. Çünkü Hz. Muhammed devrinde Arabistan'da ne kasır vardı ne saray.

Baskı ve zulüm gören insan tasvirleri sanılanın aksine Hz. Muhammed dönemi yaşamış Müslümanlar değil, başarısız ayaklanmalardan sonra yurttan yurda göçürülen Bahailerdir. Örneğin, 1868'de Bahaîler sürgüne gönderilir. Fethullah Gülen'in kitaplarında anlattığı ömür boyu süren büyük göç aslında Bahaîlerin sürgünüdür.Bahsedilen göç sanıldığı gibi Mekke'den Medine'ye Hz. Muhammed'in hicreti değildir.Başka bir yerde ise Fethullah Gülen şöyle diyor: "Bir başka defasında da seni kardeşinle konuşmaktan men etmişlerdi. Hani o güne kadar, bir
lahza kendisinden ayrılmadığın kardeşinle konuşmaktan... Savaş meydanlarında omuz omuza, yemek sofralarında diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacaktın."Burada kastedilen de yine Bahai liderleridir. Çünkü Müslümanların tarihinde kardeşiyle konuşmaktan men edilme gibi bir cezalandırma söz konusu edilmemiştir.Halbuki Abdülaziz'in bir fermanında, Bahaullah'ın çocukları birbirleriyle konuşmamaları kaydıyla sürgüne gönderiliyordu.
Fethullah'ın uğruna gözyaşı döktüğü işte bunlardır...Son olarak iki inanış araındaki paralelliklerden de bahsedelim:

- Bahaîler cenazelerini İslam inanışının tersine, mermer lahitler içinde gömerler. Saidi Nursî de vasiyetinde cesedinin lahitin içine konulmasını istemiştir

- Bahaîlerde ibadete başlama yaşı 16'dır. Fethullah Gülen de bir kitabında şöyle demektedir: "16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum."

- Bahaîlikte el öptürmek kesinlikle yasaktır. Fethullah Gülen de el öptürme konusunda şöyle diyor: "Fevkalade rahatsızlık duyuyorum. El öptürme prensibim hiç yoktur."

-Bahaîler, camiye girmez, cemaatle namaz kılmaz. Sadece cenaze namazı kılarlar.Fethullah Gülen'in de cenaze namazı dışında camiye girip namaz kıldığını şu ana kadar kimse görmemiştir.

- Bahaîlikte kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçı bilim adamlarından birisi de katıldığı bir tartışma programında kurban kesmeyi hayvan katliamı olarak nitelendirmiştir.


- Bahaîlikte, herkes malının yüzde beşini, toplumun başında bulunan 19'lar heyetine vermek zorundadır. Fethullahçı organizasyon ve vakıfların başındaki yönetim kurulu da 19 kişidir.

Fethullah ile Bahaîler arasındaki bir başka somut bağlantı ise Saidi Nursi'nin hayatından alınmaktadır. Saidi Nursi, İran Şahına suikast düzenleyen Babilerin şeyhlerinden Celaleddin Afgani'nin İran'dan kaçıp Abdülhamit'in himayesine girmesi sırasında kuryelik etmişti. Saidi Nursî, yine bir başka Bahaî tetikçi Kirmani'yi de İran-Türkiye sınırında karşılayacak ve İstanbul'a kadar kendisine eşlik edecekti.

Saidi kürdinin siyasi bir spekülatör, hain ve bölücü olduğu geçmişinde yaptıklarından da net bir şekilde alaşılmaktadır. 1876 yılında Bitlisin Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi
bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk
topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamite bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede kürdistanın geleceği (!) için kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada kürt gençlerinin eğitim
görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursiyi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır. Said, Zalimler için yaşasın
cehennem sözünü Abdülhamit için söyler.Bunlar tarihi gerçekler, biraz da bugünlerde bizzat yaşadığımız tecrübelerimizi konuşalım:

Örneğin, Cemaatin misyonunu benimsemeyen hiç kimseye fitre zekat adı altında dahi yardım yapılmaz.Zengin bir nur cemaati önderinin ihtiyaç halindeki en yakın akrabası halasına yardım etmeyip,cemaatin yurdundaki öğrencilere veya muhtaç haldeki cemaat müridlerine yardım etmesi gibi.Halbuki Peygamber efendimiz, ‘İyiliğe karşı akrabalarına iyilikte bulunan (kamil) bir sıla-i rahimde bulunmuş değildir.Lakin (hakiki manada) Sıla-i rahim kendisiyle akrabalık munasebetleri kesildiği zaman onu davet ettirendir’.buyurmuştur.Bir diğer Hadisi şerif de ‘Bir kimsenin harcadığı paraların en faziletlisi ailesine, Allah yolunda kullanacağı vasıtasına ve Allah yolunda beraberce çalışacağı arkadaşlarına sarfettiği paradır’ buyurmaktadır.
Bizzat Allahu Teala İsra suresinde ‘Akrabalara hakkını ver, baba ve ana tarafından akrabalığı olan kimseye muhtaç olduğu taktirde nafakasını temin et. Sıla-i rahim gibi güzelce geçinme gibi dostluk ve ziyaret gibi haklarına riayette bulun’ ve Nahl suresinde, ‘Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.’buyurmuşlardır.Ve tabi ki ‘ Ayrılık çıkaran bizden değildir’ hadisi de sen-ben, nurcu,fethullaçı-değil, farklılıklarını çıkaran nurculara fethullaçılara peygamberimizin en büyük cevaplarından biridir.
Evlenmeyip, çalışmayıp, insanlarla belli bir düzeyde iletişime girmesi, sözde dünya malına önem vermediğini göstermek için ayda 150 ytl harçlıkla ölmeyecek kadar harcama yapan,gece yarılarına kadar ibadet edip,saidi kürdinin risalelerini yüksek sesle bağırarak okuyan,vakıf adındaki(hayatını davaya vakfetmek) ev abilerinin, pek muhteremlerinin üstlendiği rol de çarpıklığı ve islama tersliği göz önüne koymaktadır.Zira, Peygamberimiz aleyhi s-salatü ve s-selam, buyurur, ‘nikahlanınız, çok evladınız olsun.Zira ben kıyametde ümmetimin çokluğu ile sair ümmetlere iftihar ederim’ buyurmuşlardır.

1.derece akrabalar dışında yani nikah düşmeyecek akrabalar dışında karşı cinsten hiç kimseyle temasta bulunmayan, ona keza 89 yaşındaki nur yüzlü Türk ninesinin elini öpmeyi haram sayan düşünce yapısına sahip bulunan bu insanlar, kendi fikirlerini haricinde düşünenlere,hiç istisnasız, Allah bilmiyor, kitap bilmiyor,resul bilmiyor deyebilecek kadar kendi müslümanlığına güvenmektedirler. İhlas(Dünyada herşeyde Allahı görme,her şeyi Allah için yapma) dan anladıkları, biri size benim çocuğum var deyince siz de benim de Allahım var deyeceksiniz, biri çıkıp benim şöyle işim var , şöyle eşim var dediklerinde siz de çıkıp benim de Allahım var deyeceksiniz,yani bütün söylenenleri çarpıtarak herşeyde Allahı göreceksiniz, olan bu cemaat mensupları, dünya malına önem vermediklerini heryerde anlatan amma velakin Peygamberimizin yüzü suyu hurmetine kesilen kurban etleriyle herkesten çok et tüketen, 4-5 kişilik pikniğe 3 kilo köfte yaptıran , yoksul çocukların kalbini o etle, ekmekle ,çoklukla, bereketle çalmaya çalışan fasıklar gurubudurlar.

Müridlerinin çoğunu, ihanetlerinin bedelini görecekleri için bu vatanda Türkle bir olamayacağını bilen kürdlerin oluşturduğu(kürdler batı dağlarında yaşayan eşkıya haydut yetiştiren fars milletine ait bir topluluktur, kati suretle OĞUZ un soyu değildir.), şeyhlerinin de azılı bir kürd olduğu bu cemaatin müridleri, Atatürkü en büyük dinsiz düşman, Cumhuriyeti kefere düzeni, laik sistemi dinsizlik(sekülerizm yani dünyevilik kavramıyla laisizm kavramını yani din ve dünya işlerini birbirine karıştırmamak ayrıca herkese din ve vicdan özgürlüğünü tanımak kavramlarını ayıramayacak kadar cahil ve davasına körü körüne bağlanan kişilerin atfettikleri kavram) olarak algılamaktadırlar ve ellerine yetki geçtiğinde ilk önce Anıtkabiri yerle bir edeceklerdir.Aktif siyasette bulunanları ise bu duygularını bastırmışlardır.Evet aktif siyasette bulunanları bugün başımızda, iktidarda bulunan, Cumhurbaşkanlığı, Meclis başkanlığı ve Başbakanlık makamlarını ellerinde bulunduran Adalet ve Kalkınma Partisi mensuplarıdır.Bu parti mensupları, Avrupa Birliğinin istekleri üzerine Cuma namazı hutbelerinde okunan Ali İmran suresindeki, Allah katında Hak din İslam’dır ayetini kaldırarak yerine günahlarından tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir ibaresini koymuşlardır.

Buradan bütün nurculara fethullahçılara sair bütün cemaat mensuplarına seslenelim.Cumhuriyet düzeni asla ve asla ibadet ve inanç özgürlüğünün yasaklandığı, camilere kilit vurulan bir düzen olmamıştır.Laiklik dinsizlik olmadığı gibi mensubu olduğu Türk milletinin şerefini yükseltmek davasını güden milliyetçilerin savundukları fikir de günah değildir.Arabın geleneği, adeti,örfü benim dinim değildir.Bu dünyada Türk-İslam olarak varız.Türklüğü unutup tamamiyle islam kimliğine bürünmek 40 asırlık şanlı Türk tarihine, Atalar kültüne,şerefli dedelerimize yapılacak en büyük ihanettir.

Elimizden geldiğince gerçekleri anlatmaya çalıştık.Bundan sonrası kişilerin vicdanına kalmıştır.İslamı samimi bir şekilde yaşamaya çalışan, nefsine hiç kimsenin zorlaması, diretmesi olmadan sahip çıkabilenlere, kemdimce gayret ayeti olarak tanımladığım Rum suresinin son ayetlerini iyi kavramalarını öneririm: “Andolsun ki biz bu Kuran’da insanlara her tür örneği verdik.Onlara bir mucize getirsen inkar edenler mutlaka:’Siz ancak batıla yöneltenlersiniz’diyeceklerdir.İşte Allah bilmeyenlerin kalplerini böyle mühürler.O halde sen sabret.Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir.Kesin bir şekilde inanmayanlar sakın seni hafifliğe yöneltmesinler” Bütün cemaat mensuplarına açıkça ikazdır.

Allah, Yüce Türk Milletinin yar ve yardımcısı olsun!

TENGRİ TEG TENGRİ
LA İLAHE İLLALLAH
Kür Şad
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Türkiyedeki Cemaatleşme yanılgıları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ YEMİN :: Fikirler Bölümü ve Tartışma Alanı :: Fikir Bölümü-
Buraya geçin: