MİLLİ YEMİN

Siteye Giris Icin Lutfen Foruma Tiklayin

 
AnasayfaPortalSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 DOKUZ IŞIK....

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: DOKUZ IŞIK....   C.tesi Nis. 12, 2008 5:20 pm

NEDEN DOKUZ IŞIK
Her şeyini Türklüğün tarihinden almış olan modern ilmi, tekniği önder kabul etmiş olan bir görüştür. Bunun kuvvetini almış olduğu temel kaynak Müslümanlık ve Türk'lüktür. Türk insanına karşı sonsuz sevgi, insan haysiyetine karşı sonsuz saygıdır. Neden temel kaynak Müslümanlık ve Türklük'tür? Çünkü bu millet Müsülüman ve Türk milletidir. Türk olarak binlerce yıllık şanı ve şerefi vardır. Bin yıldır İslâmiyet'i benimsemiştir. Geri kalmişliğin, milliyet ve din ile alakasi yoktur. Bu temeller üzerine inşa edilmiş yeni bir sistem millî bir doktrindir. Dokuz Işik.

Haydi yür´ü! Medeniyet, şeref, şan
Genç anlında millî ru'ya görenin
Eski, yeni hür ve mes'ud Türkistan
Bütün Asya ve istikbâl hep senin!...

M.E.YURDAKUL


YOLUMUZ UZUN VE ÇETİNDİR:
Bütün dünyada bir fikir savasi yapiliyor. Bir sürü doktrin çarpisiyor. Türkiye’de son zamanlarda kapitalistlerin ile komünüstlerin fikri bir çatismaya girdiklerini gördük. Bu iki felsefe de ithal mali, ikisi de maddeci ikisi de Türk Milletine yabancidir. Biz buna karsi yüzde yüz yerli, yüzde yüz milli, maneviyatci bir doktrin ile ortaya çikdik. Bunun adina <<Dokuz Isik>> dedik. Biliyorsunuz<<dokuz>> rakami Türklerce daima kutlu sayilmis bir rakamdir. Biz prensiplerimizi ortaya koyarken buna da dikkat ettik ve yüzde yüz milli bir doktrini ortaya koyduk. Bütün dünyada yapilan bu fikir ve taktikler savasinda ancak kendi milli bünyemize uygun, ötekinlerden daha yüksek ve daha ileri bir fikirle galip gelebilirdik. Dokuz Isik, bu maddeci fikirlerin daha ilerisindedir. Dünyanin en büyük silahi fikirdir. Fikirsiz hicbir hareket basari kazanamaz. Ben size bu silahi veriyorum. Dokuz Isik doktrinini anlamaya çalisiniz. Onun etrafinda demirden bir halka olarak büyük hedefe yürüyünüz.
Sizlere kolay bir basari vaad etmiyorum. Kisa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çikmasinlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karsimiza menfaat teklifleri, tehditleri ve daha bir yigin engel çikacakdir. Bu çetin yola dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Cesur olanlar,kuvvetli olanlar, gerçekden inananlar kafilemize katilsinlar.
Bu hareketi sirtladik, hedefe dogru yürüyoruz. Bana bu serefi verenlere tesekkür ederim. Düsüncelerimizden taviz vermeden sapmadan yürüyoruz.Egilmeden, eskisinden daha hizli olarak hedefe kosuyoruz. Bizler, geçici ikballere, menfaatlere yenilmedik. Inanmis kisiler yenilmez. Bu ruh ve suurla gidiyoruz. Istikbale inanarak ve güvenerek bakiniz. Hedefin alinacagindan asla süphe etmeyin.
Kosan elbet varir, düsen kalkar,
Kara tastan su damla damla akar.
Birikir, sonra bir gümüs göl olur.
Arayan hakki en sonunda bulur.

DOKUZ IŞIK’IN ESASLARI


Bagimsiz son Türk devletini koruyabilmek için, milli bir görüs etrafinda birlesmek zorundayiz. Bu görüs Dokuz Isik görüsüdür. Dokuz Isikçilar, Türk milletine, tarih ve kültürüne dayanan, ona inanan bir doktrindir. Bunun nasyonal sosyalizim ile hiç bir ilgisi yoktur.
Türkiyemizin hizla kalkindirilmasi, çaglar üzerinden siçrayarak Türk milletinin atom ve uzay çagina sokulmasi ile mümkündür. Bu da herseyden önce dünya çapinda çok üstün kaliteli ilim adamlari ve yüksek teknisyenler kadrosu meydana getirmeye bagli bulunmaktadir.
Bizim inancimiza göre, yabanci memleketlerin sartlari altinda meydana getirilmis bulunan yabanci doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye´nin kalkindirilmasi saglanamaz. Ne kapitalizm ve liberalizm, ne de komünizm. Türkiye için yararli olamaz. Türkiye´yi kalkindiracak sistem ve görüs ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden milli bir görüs olmalidir.
Bunun kisaca formülü Türk emek potansiyelinin, milli üretim faktörlerine rasyonel bir sekilde baglanmasi, devletin vatandaslara üretim yollarini açarak bütün tedbirleri almasi ve kolayliklari temin etmesi ve milli gelirin artmasinda kendisine düsen esas rolü oynamasidir.
Iste biz böyle milli bir doktrin sahibi bulundugumuz iddia eden bir kadroyuz. Milli görüsümüzün adi<< Dokuz Isik Doktrini >>dir. Bu görüs dokuz ana ilkeye dayanmaktadir. Bu ilkeler sirasiyla sunlardir:

MİLLİYETÇİLİK
Her sey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine baglilik, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.

ÜLKÜCÜLÜK
Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlik haline getirme ülküsüdür.

AHLAKÇILIK
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varligini korumayi ve gelistirmeyi ön gören esaslara dayanir.

ÍLÍMCİLİK
Olaylari ve varligi ön yargilardan ve art düsüncelerden siyirarak ilim mentalitesi ile incelemek ve girisilecek her çesit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.

TOPLUMCULUK
Her çesit faalietin toplumun yararina olacak sekilde yürütülmesi görüsüdür. Içtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayri bölüme kapsamaktadir. Iktisadi görüs olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararina kötüye kullanilmasina karsi olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasini öngörür. Sosyal görüs olarak sosyal adalet düzeni, firsat esitligi, sosyal güvenlik ve sosyal yardimlasma teskilati kurulmasini kabul eder.

KÖYCÜLÜK
Köyleri tarim kentleri haline birlestirerek kalkindirmayi öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarilmasi ve ihtiyaci olan kiredi ve diger yardimlarin saglanmasi için kooperatiflesmeyi hedef alir. Bilhassa orman bölgesinde yasayan köylüleri öncelikle ve hizla refaha kavusturmak amacini güder.

HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK
Birlesmis Milletler Anayasasinda yazili bütün hürriyetlerin saglanmasini gaye edinmisdir. Insanlarin sahsiyet olarak gelistirilmesini toplumun kalkinmasi için yararli bir yol olarak kabul eder.

GELÍŞMECİLİK VE HALKÇILIK
Insanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelisir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliginden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapilacak her iste halka dogru, halkla beraber olmayi ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.

ENDÜSTRİCİLİK VE TEKNIKÇİLİK
Türk milletinin kalkinmasi için acele sanayilesmesi lazimdir. Dokuz Isik görüsümüzün esaslari gayet özet olarak bunlardir.

Dokuz Isik, nasil kapitalizmi, marksist sosyalizmi retediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve fasizmi de rededer.Nasyonal-sosyalizim ve fasizim, kapitalizmin dejenere bir sapmasi olup, insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir. Dokuz Isik ise, insan sevgi ve saygisina dayanir, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gerceklestirmek isteyen demokratik bir görüsdür. Ilahlastirilmis fasist devletçilige, putlastirilmis nazist irkçiliga inanmiroruz. Fosillesmis söhretlerin yaptigi gibi siyasi kariyerinin belirli bir dönemde fasist, belirli bir döneminde kapitalist, diger bir döneminde sosyalist olmak, bizim politika ahlakimizda yokdur. Biz, Türk´e asik, Türk vatanina asik Dokuz Isikçilariz. Amacimiz bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bagimsiz yasamasini saglayacak milli görüsü çizmek, bunu savunmaktir.

Dokuz Isik ilkelerinin basinda yer alan milliyetçilik, diger ilkelerin arasinda bulunan toplumculuk ilkesinin kavramindan daha genis bir kavramdir. Milliyetçilik kavrami içinde toplumculuk da vardir. Fakat, iktisadi ve sosyal kalkinma görüslerimizi belirtmek için düsüncelerimizi ayri bir toplumculuk ilkesi altinda ifade etmek yararli görülmüsdür. Toplumculuk derken, milletin varligini, toplum menfaatinin ,fertlerin üzerinde olduguna isaret etmek isteriz. Bu arada su noktayi tekrar önemle belirtelimki Nasyonal – sosyalizm, kapitalizmle, laboratuvar (Antropolojik)irkciliga ve antidemokratik bir siyasi espiye sahipken, Dokuz Isikçilik, Türk toplumculuguna, sosyal-psikolojik (manevi) bir soyculuga ve gerçek demokrasiye inanmaktadir. Türk milletinin gönül ve tasvibinden, tercih ve oyundan geçmeyen iktidar yollarina inanmiyoruz. Iktidar olduktan sonra da, demokratik yollarin gercek bir sekilde islemesine inaniyor, bunu savunuyoruz. Türk milliyetçilginden devamli sekilde korkanlar, Türk´ü hiç bir zaman benimsemeyen enternasyonalistler, milli olan her görüse daima karsi çikmislardir. Bunu asla, bir an için dahi unutmamaliyiz.

Bugün Anadolu yaylasinda yanliz Türk milletinin degil, tüm insanligin kaderi yogrulmaktadir. Bu bakimdan Türkiye´deki milliyetçiligi, köklü moral gelismeleri, içte ve dista desteklemek gerekir.On alti büyük imparatorluk kurmus bulunan ve insanliga örnek bir ahlak sunan üstün manevi degerlere ve dünyada emsali az, zengin bir ülkeye sahip bulunan Türk milleti, iktisaden geri kalmis basamakda olamaz. Bugünkü sonuçda hiç bir iktidar bu hatayi bulup ortaya koymus degildir. Daima keramet anayasada görülmüs, devrimlerin ruhu, sekillere mahkum olmus, muhtevaya inilmemistir. Demokrasi anlayisi havada kalmistir. Demokrasi insan varligina sevgi ve insan iradesine sayginin bir ifadesidir. Taklit ve kopyacilik ise milli sahsiyetimizin zedelenmesine sebep olmus, Türk aydini dis dünyadan kendi toplumumuza ilim, teknik getirmek yerine Batinin batil ve kokmus itikat ve itiyatlarini getirmistir.

Ülkeyi, devlet varligini ve millet hayatini büyük belalardan kurtaran Kuvay-i Milliye ruhu cepheden tarlaya, tarladan laboratuara ve dengeli iktisadi kalkinma alanlarina intikal ettirilmis oldugundan ötürü milletçe büyük firsat kaçirilmis ve büyük bir zaman kaybedilmistir.

Türkiye´nin bugün basta insan varligi ve insan gücü olmak üzere bütün imkanlari ilim, ahlak ve adalet suuru içinde seferber edilmelidir. Bu hareket var olmak, yok olmak endisesi ve korkusuna dayanmamali, büyük devlet olmak azim ve karari iradesinden dogmalidir. Türk milleti elbet bu hedefe ulasacak, insanligi hayira çagirmak, kötülükden meneylemek ve iyiligi emretmek gibi tarihi ve manevi görevini yerine bir kere daha getirecektir. Tarih buna ait ispatlarla doludur.

Türk milletinin yükselisi için bu büyük hamleleri yapmak zorundayiz. Millete hizmet yolunda ne kadar büyük güçlükler ve tehlikelerle karsi karsiya oldugumuzu bilmekdeyiz; fakat güclükler bizim azmimizi ve mücadele gücümüzü bir kat daha arttirmaktadir. Muvaffak olacagimiza emin bulunuyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: HAK KUVVETLİNİN DEĞİL HAKLININDIR   C.tesi Nis. 12, 2008 5:22 pm

HAK KUVVETLİNİN DEĞİL HAKLININDIR
Dünya üzerinde insan topluluklari milletler halinde, ayri ayri devletler halinde yasayagelmislerdir. Bugün de, dünya üzerinde birçok devletler bulunmakta ve bunlarin yönetiminde birbirinden; sosyal ve fizik yapi itibariyle farkli milletler yasamakdadir. Insanligin ahengi ve tarih boyu meydana getirdigi medeniyetler, ayri ayri milletlerin birbirleri arasinda yapdiklari yarismalarin birbirlerine tesir ederek, birbirlerine birçok yeni fikirler vererek, yeni görüsler vererek, gerek kültür alaninda gerek ilim alaninda alis veris yapmalari sonucunda , insanlik tarihinin çesitli ileri medeniyetleri meydana gelmistir.

Ayri ayri milletlerin kendi özelliklerinden kuvvet alarak giristikleri yarismalar, mücadeleler insanlik tarihinde siçramalara da sebeb olmustur. Insanligin medeniyet tarihinde yeni çaglarin açilmasina, yeni gelismelerin meydana çikmasina da sebep olmustur. Birçok farkli iddialara ragmen, dünya üzerindeki gerçek, böyle olmaya devam etmistir. Bugün de Enternasyonalizim iddasi arkasina bir takim farkli rejimlerle ortaya çikmis olan milletlerin, devletlerin uyguladiklari politika ve takip ettikleri tutum kendi iddialarini fiilen yalanlamis bulunmaktadir. Bunun en açik misallerini komünist memleketlerin birbirleriyle olan münasebetlerinden ve tutumlarindan görmekdeyiz. Mesela; ilk baslangiçta Yugoslavya ve Sovyetler Birligi arasinda patlakvermis olan anlasmazlik ve daha sonra komünist dünyanin iki büyük devleti olan Çin Rusya arasinda meydana gelen anlasmazlik bu görüsü ortaya koymusdur. Bu devletlerin hepsi Marksist felsefeyi benimsememis ve komünist bir rejim kurmak iddiasinda bulunmus olmalarina ragmen, Enternasyonalizm`i esas aldiklarini ilan etmis bulunmalarina ragmen, dünya proletaryaa isbirligi iddialarini ileri sürmelerine ragmen, birbirleri ile kanli biçakli olacak derecede anlasmazliga düsmüslerdir.

Bugün Sovyetler Birligi ile Komünist Çin siniri boyunca her iki tarafin, sayisi milyonlari asan ordularini birbirlerine karsi yigdiklari herkes tarafindan bilinmektedir. Her iki devlet birbirlerine karsi bir savas hazirligi yapmaktadirlar ve bu davranislari bir gün bir savasa münçer olacak olur ise bunu hiç kimse sasirmayacaktir. O halde milliyetçiligi inkar eden ve Enternasyonalizm`i ileri süren, Marksizm`i benimsemis, ayni rejim altinda yasayan bu milletlerin, bu devletlerin birbirleriyle anlasmazliginin sebebi nedir?

Bu sebep dünyanin kuruldugu günden beri degismemis olan faktördür. O faktör de milletlerin kendi milli menfaatlerini saglama gerçegidir. Rus milleti bir ucu Büyük Okyanus`ta, diger ucu Avrupa ortalarinda bulunan büyük bir imparatorluk kurmustur. Bu imparatorlugun içinde Rus olmayan birçok milletler,köle toplumlar olarak bulunmaktadir. Bu imparatorlugun dogu ve dogugüney parçalari eski Çin devletinin topraklaridir. Bu topraklari Komünist Çin,
Sovyetler’den istemektedir. Íkisi de komünist olduguna göre, kardes rejim içinde
Yasadiklarina göre ve Mao’nun Komünist Çin’i, Sovyetler’den eski Çarlik Rusyasi’nin eski Çin Ímparatorlugundan kuvvet kullanarak almis oldugu, zaptetmis oldugu Çin topraklarinin tekrar kendisine geri verilmesini istemistir.
Bu istek Sovyetler Birligi tarafindan red edilmistir ve her iki tarafin arasinda meydana gelmis olan gerginligin , anlasmazligin ana sebebi budur. Yani milli menfaatlarin çatismasidir. Çin kendisinden Çarlik Rusyasi zamaninda sömürgeci bir politikanin neticesi olarak Çarlik Rusya ordularinin isgal ederek zaptettigi, kopardigi Mançurya gibi,Mogolistan gibi topraklarini geri istemektedir. Çarlik rejimine karsi oldugunu, Çarlik Rusya politikasini kabul etmedigi iddia etmis olmasina ragmen Komünist Rusya, Çin’in bu isteklerine karsi çikmakta, bu topraklarin kendisine ait oldugu iddiasini ileri sürmektedir ve topraklarini korumak için de Çin sinirini boyuna bir milyondan fazla Rus askerini, atom nükleer baslikli Rus füzelerini yerlestirmis bulunmaktadir. Komünist Çin de kendi topraklarini korumak, bir saldiri karsisinda kendisini savunmak üzere ayni sekilde Rus sinirina milyonu asan sayida Çin askerlerini ve Çin silahlarini yigmis bulunmaktadir .Bu gerçekler basta söylemis oldugumuz dünya realitesini açikça gözlerimizin önünde yeniden canlandirmaktadir.
O realite nedir? O realite de dünya üzerinde insanlar millet topluluklari halinde yasamaktadirlar ve milletlerin arasinda devamli bir yarisma, devamli bir mücadele vardir. Bu mücadelenin, bu yarismanin temeli her milletin kendi milli menfatlaridir. Her millet kendi milletini ileriye götürmek, yükseltmek, ahlaka maneviyatta en üst düzeye çikarmak, iktisatta, refahta dünyanin en refahli toplumu haline getirmek çabasi içindedir. Bu çabasini, baska milletlerin zararina olsa da, baska milletlerin sirtindan olsa da sürdürmektedir. Milletlerin birbirlerinden lütuf bekleyerek, birbirlerinden merhamet ve sefkat umarak yasamalari mümkün degildir. Ínsanlar gibi milletler de kendi güçlerine ve kendi çalismalarina güvenmek zorundadirlar. Bir milletin çikarlarini koruyabilmesi ve kendi insanlarini refahli, huzurlu, güven içinde yasatabilmesi her seyden önce kendisinin çalismasina ve güçlü olmasina baglidir. Dünya üzerinde çok eskiden beri hüküm sürmüs olan ilke ve kanun bügün de yeni hükmünü sürdürmektedir. Bu ilke, bu kanun milletler arasindaki münasebetlerde <<Hak kuvvetindir>> kanunudur. Hakli olanin kuvveti yoksa, hakkini almasi, hakkini saydirmasi mümkün olmamaktadir. Eski çaglardada mümkün olamamistir. Bugünkü dünya üzerinde de mümkün olmamaktadir.

Gerçi insanlar, milletler arasi münasebetlerde, kisilerle devletler arasi veyahut kendi devleti arasindaki münasebetlerden hakki ve hukuku hakim kilmak için, adaleti hakim kilmak için bircok ileri adimlar atmislardir. Ínsan Haklari Beyannamesi ilan edilmistir ve Birlesmis Milletler insan haklarinin teminat altinda bulundurulmasi için gayret göstermektedir. Fakat bütün bu ileri adimlara ragmen, yinede dünya üzerinde <<Hak kuvvetlinindir >> ilkesi hükmünü yürütmektedir. Bunun canli ve aci misallerini cok uzaga gitmeden, geçmis üç bes yil içindeki olaylarda görmemiz mümkündür. Bunlardan birisi Pakistan ´la Hindistan arasinda birkaç yil önce meydana gelmis olan savastir. Bu iki devlet arasinda müzakere yoluyla, baris yoluyla anlasmazliklarin giderilmesi mümkün iken ve bu yolun uygulanmasi gerekli iken, Hindistan gendi gücüne güvenmistir ve Pakistan´a karsi üstün olan Silahli Kuvvetini kullanmistir. Pakistan kendisini korumak için, topraklarini korumak için haklarini korumak için Birlesmis Milletler´den yardim istemistir. Birlesmis Milletler´e basvurmustur, diger kendisine dost memleketlere, anlasmalarla bagli bulundugu devletlere basvurmustur, fakat hic bir taraftan yardim görmemistir.


Ve Birlesmis Milletler de Pakistan´in Hindistan tarafindan saldiriya ugramasini önleyememistir. Diger bir misal de: Ísrail ve Araplar arasinda meydana gelen savslardir. Bunu daha çogaltabiliriz. Baska memleketlerde meydana gelen baska savaslar da vardir. Bütün bunlarin hebsi, Birlesmis Milletler Teskilati´nin kurulmus olmasina ragmen, Ínsan Haklari Beyannamesi´nin ilan edilmis bulunmasina ragmen, bugün de dünya üzerinde degismeyen realite olarak hakkin ancak kuvvetle savunulabilecegi, ancak kuvvetimiz oldugu takdirde haklarimizin korunmasinin mümkün olabilecegi realitesidir. Bu gerçegi ortaya koyduktan sonra Türkiye´mizin durumunu incelemekte yarar görüyorum.

Dünya üzerinde milletler arasindaki münasebetlerde degismeyen kati gercek hak kuvvetlinindir ilkesi oldugunu söylemistim. Türk milleti kisi olarak ve toplum olarak tarih boyu yasadigi her çagda, hakki ve adaleti birinci planda tutnusdur. Bugün de Türk Milleti olarak biz, hakkin kuvvetin olmasi, kuvvetin emrinde olmasi görüsüne karsiyiz. Türk Milleti olarak biz daima adaletin ve hakkin, hukukun her seyin üstünde yer almasi görüsünde bulunan insanlariz. Büyük Atatürk´ümüz, Kurtulus Savasi´na baslarken hak kuvvetlinindir ilkesine karsi bu alemde elbette bir hak vardir ve hak kuvvetin üstündedir, üstünde olmalidir ifadelerini de kullanmisdir. Bizim millet olarak daima hakki tutmamiz, adaletden yana olmamiz ve hakkin, hukukun, kuvvetin üstünde yer almasini istememiz, kuvvetin hakkin ve hukukun emrinde bulunmasini istememiz ve bunu dogru görmemiz dünya üzerindeki realiteyi degistirmeye yetmez. Bizim iyi niyetimiz, dogru görüsümüz dünya üzerinde binlerce yil hüküm sürmüs olan ve bu gün de hüküm yürütmekde olan bu kaba, çirkin gerçegi degistirmeye yetmez. Atatürk de, elbet bu alemde bir hak vardir ve hak kuvvetin üstündedir, kuvvetin üstünde olmalidir, demis olmasina ragmen, mazlum Türk Milletinin haklarini kabul ettirebilmek için kuvvet meydana getirmeye ve kuvvet kullanmaya mecbur kalmistir. Teskil ettigi milli kuvvetlerle yeniden teskilatlandirdigi, kurdugu Türk Silahli Kuvvetleri´yle düsman silahli kuvvetlerini ezmedikçe Türk milletinin haklarini hiç kimseye kabul ettirememistir.

Bu sözlerimle bizim millet olarak genclerimizin, aydinlarimizin kuvvetden baska hiç bir seyi tanimamalari, kuvvete tapmalari görüsüne karsi oldugumuzu anlatmak istiyoruz. Biz herseyden evvel hakka, adalete saygili ve hakkin, hukukun hakim olacagi bir toplum düzeni istedigimiz gibi, hakkin hukukun hakim olacagi bir toplum düzeni istedigimiz gibi, hakkin hukukun ve adaletin gölgesiz bir sekilde hüküm sürecegi bir dünya nizami kurulmasini da istemekdeyiz. Bütün milletlere, bütün insanlara sadece hak, hukuk ve adalet esaslari ile muamele saglayacak münasebetleri bu esasa göre yönetecek bir düzenin kurulmasini istemekdeyiz. Böyle bir düzenin gelmesini dilemekdeyiz. Fakat bizim bu iyi niyetlerimiz, bu iyi dileklerimiz, bugün yeryüzünde hükmünü icra etmekde olan hak kuvvetindir ilkesini degistirmeye yetmemekdedir. Bunu degistirebilmemiz için de, millet olarak bizim güçlenmemiz, kalkinmamiz, güçlü, sözünü gerektigi zaman her yerde kabul ettirebilecek bir varlik haline gelmemizle ancak mümkün olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
DOKUZ IŞIK....
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Türkler'de 9 Sayısı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ YEMİN :: Fikirler Bölümü ve Tartışma Alanı :: Fikir Bölümü-
Buraya geçin: