MİLLİ YEMİN

Siteye Giris Icin Lutfen Foruma Tiklayin

 
AnasayfaPortalSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 başbuğ türkeş

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: başbuğ türkeş   C.tesi Nis. 12, 2008 5:06 pm

Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır.
İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.
Askerlik mesleğine büyük sevğisi olan Alparslan TÜRKEŞ 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiştir. Büyük başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.
1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak piyade asteğmen rütbesi ile orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmistir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

1948 yılında GenelKurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur.

1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Ğashıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsyl Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan TÜRKEŞ, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okuluda başarı ile bitirmiştir. 27 Mayıs 1960 yılına kadar ,Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Basşkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 Mayıs 1960 Milli Birlik Harekatı’nın önde gelen simalarından olan Alparslan TÜRKEŞ, bu hareketi partiler üssü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra birik üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960, 25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke va kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmış, devlet ve millet yiararına sunmuştur. CHP’li bazı politikacıların M.B. Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile Anayasa çiğnenerek 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile M.B. Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üstünde hapsedilmiş, daha sonra da, C.H.P.‘lerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den , hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen A.TÜRKEŞ, 21Mayıs’ta tevkif edilmiş, 5 Eylül 1963‘te tahliye olmuştur. 31 Mart 1964‘te C.K.M.P.‘ye üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almiştır.
1 Ağustos 1965‘de C.K.M.P.‘nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. (8-9) Şubat 1969 C.K.M.P.‘nin Adana’daki kongresinde A.TÜRKEŞ’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir.65-69, 69-73, 73-77 ve 1977‘den 12 Eylül 1980‘e kadar dört dönem, Ankara ve Adana’dan milletvekilliği yapmıştır. 1975‘den sonra kurulan 1. Ve 2. M.C. hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.
12 Eylül 1980 hareketinden sonra sIkI yönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile sIkI yönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985‘de tahliye olarak son bulmuştur.

Bu dava nedeniyle dört buçuk yıl tutuklu kalmıştır. 6 Eylül 1987‘de siyasi yasakların refarandum ile kalkmasından sonra 20 Eylül’de Alparslan Türkeş M.Ç.P.‘ye törenle kaydolmuştur. 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan olağanüstü 2.Kongre ile Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.
24 Eylül 1991 tarihinde 19. Dönem Milletvekili seçimlerinde M.Ç.P.‘nin, I.D.P., R.P. ile üçlü ittifak yapmasıyle Yozgat’dan milletvekili seçilmiştir. 15 Kasım 1991 tarihinde 18 arkadaşı ile ittifaktan ayrılarak bagımsız milletvekili olmuştur. 25 Aralık 1991‘de Demokratik Hareket Partisini kurmuştur.Kurucular Kurulu kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçc Çalışma Partisi’nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olagan Genel Kongresi’nde tekrar M.Ç.P.‘nin Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.

Zamanla, olgunluğa ve doygunluğa yönelen ruh sıra sıra dizilmiş nefis dağlarını zorlamaya başlar. Dağın en nazik bölgesine yığınla odun ve kömür dizilir. Körükler kurulur. Alevler harlanır ve dağ erimiye başlar. Büyük ruhlu şahsiyet ard arda gelen ve gelenin gideni arattığı çileli bir dönem başlamıştır.
Sıradan ruhlu çoğunluğun yaşandığı mevsim genellikle yazdır, bahardır. O ise ‚Ağustos’ta suya girse balta kesmez buz olur‘ Doğruyu söyleyip savundukça kınanır, çoğunluğun sahip olmak için şahsiyetini bile paraladığı şeyleri o terk ettikçe adı deliye çıkar. Çekilen sistemli çilenin dozajı arttıkça nefis sıra dağları birer birer delinir, aşılır. Bu süreç sona doğru yaklaştıkça halkın deli dediği bu büyük ruhlu insan, Hakk’ın yanında veli sıfatını kazanmaya başlar.
Bu arınma, olgunlaşma işleminden önce, nefsin ağarlığını hissettirdiği, Alplik sıfatının öne çıktığı dönemlerde bu şahsiyetin mücadelesi olabildiğince dışa yöneliktir. (küçük cihat dönemi) Mücadelesi delikanlıcadır. Delice akan bir ırmaktır O. Bazı baharlarda coştukça coşar, bazen etrafını silip süpürebilir. İlahi rahmetin tam kontrolunda olduğu için genellikle uçurumların kenarından bir vesile ile çekip alınır, büyük cihat gününe hazırlanır.

Genellikle, görünür planda tama zafere ramak kala yaşatılan büyük hayal kırıklığı ile küçük cihattan büyük cihada çekilir bu büyük ruhlu şahsiyet. Halbuki, ilahi murad bambaşka bir senaryo taktir etmiştir ta ezelde.
12 Eylül 1980 hareketinin kapattığı siyasi partilerin isim ve amblemlerinin kullanma yasağının kalkması ile, 27 Aralık 1992 tarihinde, kapatılan M.H.P.‘nin o günkü delegelerinin katıldığı kongrede, M.H.P’nin isim, amblem kullanma yetkisi tekrar kurucu Alparslan Türkeş’e devredilmiştir.

24 Ocak 1993 tarihinde yapılan kongrede. M.Ç.P. yerini M.H.P.‘ye bırakmış, Genel Başkanlığa da Alparslan Türkeş seçilmiştir. Başbuğumuz 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde Adana’dan milletvekilliği adaylığını açıklamıştır.Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Aralık 1995‘te yapılan genel seçimlerde antidemokratik %10‘luk ülke barajına takılarak meclise girememiştir.

Başbuğumuz, evli, ikisi erkek, beşi kız yedi çocuk babasıdır. İyi derce Fransızca ve İngilizce bilmektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: başbuğ türkeş   C.tesi Nis. 12, 2008 5:07 pm

O bir alperen idi

Tarihe biçim ve yön veren her büyük milletin büyük ruhlu, ağır çileli, öncü liderleri vardır. Bu önderler, milletin yaşama ve gelişme iradesine güç veren millî potansiyelin harekete dönüştüğü ipeğe sarılmış çelikten şahsiyetlerdir. Milletin önüne dizilmiş sıradağlar ancak bu çelik uçlu matkap şahsiyetler tarafından delinir, selamete çıkılır. Zahirde ve bâtında her ergenekon çıkışının öncüleri bunlardır. Bu büyük ruhlu insanların nefisleri de büyüktür. O nefis ki, Rahmaniliği temsil eden ruhu sıradağlar gibi sarmıştır.
Bu ani geçiş dönemiyle birlikte, bakışlar içten dışarı çevrilir, öze doğru yönelip ötelerin ötesine bir kutsal hicret başlatılır. Büyük çilelerle aşılan her nefis sıradağından sonra yepyeni iç ufuklara ulaşır. Adeta, ‚her dem yeniden doğulur‘. Nefis dağları eridikçe, özbenlik hakka erişir, Böylelykle o büyük ruhlu insanın ‚erenlik‘ sıfatı güçlenir kök salar, alplik sıfatını kontrolüne alır. Artık onun içi Yunus, dışı Yavuz’dur. Yavuz Yunus’un emrinde Yunus da Hakk’ın kontrolündedir. O Yunus(eren) yönüyle ‚müminlere karşı mütevazi ve alçak gönüllü‘ Yavuz (alp) yönüyle de ‚kafirlere karşı onurlu ve zorludur. Kınıyanların kınamasından da asla korkmaz.‘ O Allah’ı sever, Allah da onu sever.
İşte, Hz.Muhammed (s.a.v.)‘ın çekirdek kadrosu böyle yetişti ve Allah’ın dinini böylelykle yeryüzüne hakim kıldılar. Ahmet Yesevi’nin Ülkü Ocağı’ndan böyle Alperenler yetiştirilip Anadoluya gönderildi ve bu topraklar bize vatan oldu. Selçuklu, Osmanlı ve dahi cumhuriyeti kuran ilihi kutsal maya, bu kadrolar tarafından gönüllere, akıllara, bedenlere zerk edildi, işlenip geliştirildi. Bu şahsiyetler bu ani dünyadan ayrılsalar bile bizim bilmeyeceğimiz bir boyutta daima diri kalırlar. Yardımlarını ve hizmetlerini sürdürüler. Onlar yaşayan şehitlerdir. Kur’an’nın ifadesiyle ‚Onlara ölüler denmez. Onlar diridirler‘:
Bu altın kadronun her üyesi dünya hayatında üstlenecekleri görev(ler)e göre toplumsal ve fiziki bir çevrede hayata gözlerini açar. İleride devralacaçı misyona uygun bir hayat eğitiminden geçirilir.
Alparslan Türkeş de daha 194 yılında, mahkeme zabıtlarına geçtiği gibi, 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılacağını ve bu yıkılışın ardından çok bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin doğacağını söylemiştir. 1944-45 yılları, Nazı Almanyası’nın 2.Dünya Savaşını kaybettiği ve komünist Rusya’nın hızla gelişip güçlenmeye başladığı bir zaman dilimidir.
Böyle bir ortamda söz konusu devletlerin 1990 yılında yıkılacağını söylemek sadece, sınırlı insan zekasıyla açıklanamaz.
İlahi bir programın görevlisi olan Türkeş’in 1960 yılına kadar geçen dönemdeki hayatı dünya güç dengelerini yakından tanıyıp öğrenmek ve devlet adamı kimliğini pekiştirecek olan bilgi ve tecrübe donanımını arttıracak bir ortamda geçmiştir.
Bu dönemdeki birikimi 1960 ihtilali ve sonrasındaki gelişmelere sağlıklı teşhisler koymak, sağlam tedbirler almak noktasında hayati bir öneme sahiptir.
1960 ihtilali olgunlaştırılır, olaya yakın tutulan Türkeş’in, hikmet noktasındaki temel görevi, olması mukadder olan ihtilalin komünist bir raya oturtulmasını önlemek ve ileride komünizme karşı verilecek mill^i mücadelenin anayasal alt yapısını oluşturmak olarak ifade edilebilir. Bunlara ek olarak bir takım yan görevlerinin de olduğu söylenebilir. Mesela, eğer Türkeş ve arkadaşları ihtilale katılmasalardı Demokrat Parti’den 3 kişi idam edilmiyecekti, belkide bu rakamın yanına bir sıfır daha eklenecek idi. Bu konuda ihtilalin son kanadına mensup bir albayın şu ifadesi dikkat çekicidir. Esasında bizim hedefimiz Çankaya’dan Kızılay’a kadar dikili bulunan her telefon ve elektrik direğine bir DP’liyi asarak işi kökünden halletmekti.‘

Türkeş’e yüklenen tarihi misyonun ağırlığı, onun gerek beyin gerek gönül planında inceden inceye işlenmesi zorunlu kılıyordu. Esasında bu zorunluluk Allah (c.c.)‘in rahmaniyet yolunda görevlendirdiği bütün çekirdek kadrolara uyguladığı bir sünnettir. Bu ilihi sünnetin en ağır şekilde uyglandığı şahsiyetler, Peygamberler ve Allah dostları, veliler ve iyi kullardır. Toplumsal bir önderlik görevini üstlenenler için sadece gönül alanında erime ve erme işlemi uygulanamaz. Onlara ayrıca beyin ve beden arınması, aydınlanması işlemi de uygulanır. Çünkü bu kadronun elemanları sadece şahısları ve çevrelerini yönlendirmiyeceklerdir. Bütünüyle bir tgoplumun yönetilmesi ve yönlendirilmesi misyonunu üstlenmişlerdir. Cemaatin hayırlı işler yapabilmesi büyük ölçüde imanın kalitesine bağlıdır. Ve balığın baştan kokmama başın sağlıklı olmasına bağlıdır. Balık kokarsa Halık rahmetini kesebilir.

Türkeş’in özüne yerleştirilen ilahi emanetin işlenerek olgunlaştırılması ve ileride üstlenecek görevini gerektigi gibi yerine getirebilmesi için hayatın uçurumlarla dolu yokuşlarından geçirilmesi gerekiyordu. 1944 olaylarının ferd^i ve toplumsal hikmeti bu noktada düğümlenmiştir. Kişisel açıdan Türkeş’in gönül, akıl, beden planında arındırılarak olğunlaştırılma süreci hızlandırılırken, toplumsal açıdan, milletin gönlü ve aklı uygun temsilcilerine savunulan davanın aktarılması sağlanmıştır. Böylece, özelde Türkeş’in, genelde bu imtihandan geçen milliyetçilerin kariz,atik özellikleri etkimleşmeye başlamıştır. Özdeki ruhi potansiyel işlendikçe ruhani bir güç oluşur, bu güç çevresinde bir çekim alanı meydana getirir. Bu çekim alanı aynı karakter frekansında bulunan diğer insanları kendine dogru çeker. Karizmatik merkez şaksiyet olmanın temelinde bu içsel olay vardır. Rahmani dogrultuda bu özçekim gücüne sahip olan sahsiyetlere şahdamarından daha yakın olan Rabb’lerinden Muhammedi kanal vasıtasıyla çeşitli ilhamlar gelir. Böylece, bugün-yarın çizgisinde, bu sahsiyetlerin ortaya koydukları temel tezler ilahi program dogrultusunda bir geçerlilik ifayde eder. Yıllar sonrasına ait gerçekleri bir sadık öngörü olarak ortaya koyarlar.
Bu cografyada, her şeye rağmen hâla vatanlı, devletli nir millet olarak varlığımızı sürdürüyorsak, yaşayan şehitler ile şehit yaşayanların oluşturduğu alperenler kadrosunun üstün hayret ve himmetlerinin, payı çok büyüktür.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş de böyle bir kadronun değerli bir üyesidir. O’nun hayatı baştan sona ilihi kudretin tam kontrolünde bir alperen olma sürecinin yaşandığı bir okul olma niteliğidir.
Ezelden takdire göre, iminın ruh verdiği Türk milliyetçiliğinin lideri olan Alparslan Türkeş’in, özbenliğinde Türk-İslâm kimliğinin duygusal planda filizlenmesi ve kök salması için, bu kimliğin zıddını oluşturan bir toplumsal çevrede dünyaya gelmesi sağlanmıştır. Türk-İslâm tezi kendisini en iyi Rum-Hristiyan antitezinin sıcak etki alanında ortaya koyabilirdi.
Kendini ve çevresini tanımaya başlaya küçük Türkeş, Türk, Rum, İngiliz, Müslüman, Hristiyan, esir Türkler gibi kavramlarla çok sıcak bir ortamda tanışmıştır. Bu kavramdan kaynaklanan bir çok sorunun cevabını, ailesinden ve ögretmenlerinden kafasıan ve gönlüne ve gönlüne adeta kazıyarak öğrenmiştir. İleride esir Türkler’in Turan davasını en olumsuz şartlarda bile savunacak bir liderin yetişmesi, ancak böyle öldürücü ve sıcak ortamlarda sağlanabilirdi. O’nun böyle bir misyonu yüklenebilecek bir ruh^i potansiyeli vardı ve bu potansiyel böyle çileli ortamlarda harekete geçirilerek işlenebilirdi.

Evet, marksistler’in Afganistan ve Habeşistan’da uyguladıkları ihtilal programının bir benzeri Türkiye’de uygulanacak idi. Fakat Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının işin içinde olmaları bu kızıl oyunları bozmuştu.
Zaten Adnan Menderes ve iki bakanın idamı, ancak Türkeş ve arkadaşları yurtdışına sürüldükten sonra gerçekleştirilmişti.
1960 İhtilali’nde almış olduğu görev nedenile ihtilalin kudretli albayı sıfatını alan Türkeş’in bu olayla birlikte siyasi ideolojik karizması daha da artmış ve bu tarihten sonra üstleneceği tarihi görevi için gerekli olan ruh^i ve fikr^i altyapısı büyük ölçüde tamanlanmıştır.

1965-1980 arasında soğuk savaşın en önemli stratejik cephe ülkesi olan Türkiye’de komünist emperyalizmin fikri ve fiziki saldırıları ve bağımsız Türk devletinin yıkılarak Rusya’nın sıcak denizlere inmesine zemin hazırlamayı hedefliyordu. Böyle bir kızıl amacın gerçekleşmesi halinde Mekke ve Medine’nin de içinde bulunduğu kutsal topraklar ateist bir sistemin infasına terkedilecekti. Denilebilir ki, bu kızıl afete karşı verilecek mücadelenin zahiri (mill^i) sebebi özelde Türkiye’nin bağımsızlığını korumak, genelde dünya Tütklüğü’nün bağımsızlık mücadelesine katıkıda bulunmak olarak ortaya çıkmakta idi. Mücadelenin manev^i (İslam^i) sebebi, özelde, kutsal toprakların en stratejik cephe olan Türkiye’de savunmasını yapmak, genelde, bütün insanlığın yaratılıştan gelen ininma ihtiyacına karşı ateizm adı altında savaş ilan eden bu insansız ve insafsız komünıst sisteme karşı insanlığın vermekte olduğu haklı mücadeleye cidd^i katkılarda bulunmak olarak belirlenmekte idi. İşte böyle bir ortamda, hem mill^i, hem İslâm^i, hem de insan^i boyutları olan bir mücadelenin verilmesi gerekiyordu. Bu mücadelenin hem fikr^i hem de fiili sahaca başarıyla sonuçlandırılması yanlızca zahiri tedbirlerle gerçekleştirilemezdi.
Bu sebepten maneviyat kadro’su bütün şubeleriyle bu kutsal mücadelede yerlerini almışlardır. Alparslan Türkeş bu mücadelede zahir kadronun başkomutanı olarak görev yaparken, daima maneviyat devletinin yardımını yanında hissetmiştir.

Bir çok önemli konuda maneviyattan ya dogrudan ya da görevli haberciler tarafından kendisi bilgilendirilmiş ve yönlendirilmiştir. Türkeş’in hemen hemen her konuda eninde sonunda haklı çıkmasının esas sebebi budur.
Kızıl istilaya karşı teoride ve pratikte ortaya konulan mücadelede verilen şehitlerimiz hareketin maneviyat boyutunu gün geçtikçe derinleştiriyordu.
Böylece ilahî rahmetten aldığı nasibi her an artan Ülkücü Hareket Başbuğuyla birilte alplik sıfatından erenlik sıfatına dogru hızla yol alıyordu.

12 Eylül 1980 ihtilali ile birlikte Ülkücü Hareket’in alplik sıfatı görevini tamamlayarak nöbeti erenlik sıfatına devretmeye başladı. Bunun anlamı, dışa dönük mücadelenin (küçük cihadın) bilinen sebeplerden dolayı, önce yavaşlayarak durması, sonra da içe bakarak öze dönmesi ve şuurlu bir şekilde Hakk’a yönelmesi aşamalarının yaşanması idi.
Gerek hareket olarak, gerekse birer Ülkücü birey olarak, o ana kadar dış düşmanlara karşı verilen mücadelenin bir öz eleştirisinin yapılması, işkencelerin ve idamların anlamının daha yakından kavranmaya başlanması, Ülkücülüğün her zaman varolan fakat derinliği pek ölçülmeyen iman^i yönünü ön plana çıkardı. Bazıları bu yönden derinliği karşısında dengesini kaybederek dün bugün yarın bağlantısını kuramadı, hatta kopardı ve Ülkücü kimligini karşı adeta savaş açarak, kendince iman tazeledi ve cahiliye (!) ortamından iman ortamına geçmenin iç rahatlığına kavuştu (!) Kur’an’a göre bir insan ya nefsinin kuludur, ya da Allah’ın kuludur. Nefsinin tam kontrolunda bulunan bir kişi, ‚nefsinin istek ve arzuların kuludur‘, arınarak tertemiz bir benliğe sahip olan bir insan ise Allah’ın istek ve arzularına uyarak O’na kulluk eder. Bu iki sınıf arasında bazen nefsine, bazen de Allah’a kulluk eden ızdırablı insanlar bulunur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: başbuğ türkeş   C.tesi Nis. 12, 2008 5:08 pm

Alparslan Türkeş’in ömrünün özellikle son beş yılını yakından izleyenler ve tasavvuf konusunda biraz nasipli olanlar onun modern bir Türkmen dervişi makam ve halin olduğunu görmüşlerdir. Onun erenlik sıfatı alplik sıfatını tam konrolüne aldığı içindir ki, mesela 1991 yılında yapılan genel seçimine kendi genel başkanlığı ve partisinini bırakarak Erbakan gibi kendi nefsinin kulu ve kölesi olmuş birinin başkanlığı altında girme erdemliğini gösterebilmiştir. Bu konuda Türkeş’in nefsinin üzerine basabilmesine etkili olan esas sebep ona bu konuda daha 1987 yılında bir haberci vasıtasıyla, ‚gelecek seçimde RP ile ittifak yapacakları, Allah’ın emrinin bu yönde olduğu‘ mesajının iletilmesi olayıdır. Türkeş bu ilahi emre itirazsız uymuş ve gerçekten de nefsinin değil Allah’ın kulu olduğunu göstermiştir. Eğer o seçimde söz konusu ittifak olmasaydı, Demirel yaklaşık 270 milletvekili ile tek başına iktidar olackt. Bu iktidarın güçlendireceği sol muhalefet hem birleşecekti hem de 1995 yılında yapılan genel seçimde çoğunluğu sağlayarak şu an iktidarda olacaktı. Bu arada 1991 seçimlerinde MÇP, RP barajı aşamayacakları için kendilerini mecliste ve basında ifade edemiyecekleri ve 1995 seçimlerinde belki RP birkaç milletvekili ile meclise girecekti.
Kısacası 1996 ve 1997 yılları içinde başbakanlık makamında rol kesen birisi ve onun avaneleri, bu makamları Alparslan Türkeş’e borçlu olduklarını asla unutmamalıdırlar.
Eğer şu veya bu vesile ile bu ülkede İslâmi bir gelişme olmuşsa bunda Türkeş’in ve Ülkücülerin katkısı çok büyüktür.

Öte yandan, Ülkücü Hareketin Ahmet Yesevi (k.s.) ocağıyla bağlantısını bilen ve davanın manevi boyutundan haberdar olanlar, alplık sıfatından erenlik sıfatına geçişin zor ve çileli imtihanindan geçtiklerinin farkındaydılar.
Bu farkında olma suurunun en fazla yer edindiği şahsiyet elbetteki Alparslan Türkeş idi. Altmış küsür yaşına rağmen, davasının haklılığının yaşanan olaylarla gün gibi açığa çıkmasına rağmen, içeride tutulmasının ilahi bir imtihanın uyğulaması olduğunun tam şuurunda idi. Bu noktada şu ilahi hükmün etkinlık alanında bulunduklarını biliyordu:
‚Sizden öncekilerin geçmiş olduğu imtihandan geçmeden hemencik, kolayca cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz. Andolsun ki, sizi imtihandan geçireceğiz.‘ Bu imtihanın esas amacı seçilen kişileri ihlasta derinleştirerek, arınmış bir benliğe kavuşturup, Allah (c.c.)‘ın rahmetine erdirerek veli kulları arasına katmaktır. Bu sıcak ortamda başarılı imtihan veren bir çok Ülkücü arındırılarak bu kutsiler kadrosuna dahil edilmiştir.

Görünür planda İslâm’ın mücahitleri olduklarını yüksek sesle ilan eden guruptan hemen hemen hiç biri bu halkaya alınmamışlarsır. Bunun açık ispati, bu cenahtakii mücahitlerin (!) o günkü sıcak imtihan dönemlerinde çile denen olgunlaştırma işlemine dahil edilmemeleridir. Bu tatlı su müslümanları ne mallarından, ne canlarından, ne de özgürlük ve sıhhatlerinden eksilme yoluyla ‚dar geçitten‘ geçirilmişlerdir. Bu konuda iddiası olanlara daıma şu belirleyici soru sorulur. Sizin hareketinizin bir şehitler ve gaziler kadrosu var mı?
Özellikle 1980‘den 1990‘ların başına kadar geçen sürede Türkeş’in nefis elbiselerinden soyundurularak velilik makamına doğru yürütülmesi onun o zamana kadar alplik sıfatını kullanarak vermiş olduğ milli, İslâmi ve insani mücadelenin bereketinin rahmani bir sonucudur.
Bu sürecin kilometre taşları bazı iyi kişilerin gönül ekranına yansıtılarak vermiş oldukları mücadelenin haklılığı vğ arkasından gittikleri liderin rahmaniler sınıfından olduğu gerçeği gönüllere ve beyinlere nakşedilmiştir. Ve O, lutfunu dilediğine verir.

Velilik makamına yükseltilmiş bir büyük ruhlu Başbuğ olduğu için Alparslan Türkeş’in cenaze töreni rahmeti ifade eden ve göklerin ağlamasona yansıtan lapa lapa yağan kara rağmen toplumun büyük kesimlerinden 3 milyona yakın iman ehlinin katılmasıyla gerçekleşmiştir. Allah ve Resulü’nün sevmediği bir şahsiyetin halk tarafından bu derece sevilmesi ve son yolculuğunda yanlız bırakılmaması mümkün değildir. O resm^i bir devlet görevlisi değildi, fakat maneviyat devletinin zahirdeki kutlu bir Başbuğuydu. Onun vefatından hemen sonra birçok iyi kulun gönül ekranına müjdeli, hayırlı, rahmet dolu görüntülü mesajlar gelmiştir. Bunlardan sadece bir tanesini siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.

Alevi bir ailenin kızı anlatıyor: Ben ve ailem yanlış bilğilendirilmelerden dolayı Ülkücüler ve Türkeş’i hep kötü bildik, kötü gördük. Yakın bir zamanda ülkücü olduğunu sonradan ögrendiğim bir arkadaşımın vesilesiyle hem inanç açısından, hem de Türkeş’in şahsiyeti hakkında bir çok yanlıştan kurtuldum. Sayın Türkeş’in vefat haberini televizyondan öğrendiğimizde ailem oldukça sevindi. Ben bu duruma karşı çıktım. Türkeş’in cenaze törenini bir gün sonra televizyonlardan izledim. Ve o gece Türkeş’in ölümüne uzun süre ağladım. Aynı gece sayın Türkeş’i rüyamda gördüm. Genç ve dinç idi. Çok güzel bir takim elbisesi vardı. Yeşillikler içinde yüzünden nur saçıyordu. Aydınlıklar içinde yüksek bir tahtta oturuyordu. Yanına kadar çekinerek vardım. Bana ‚Neden cenaze törenimde bulunmadın. Seni orada görmedim‘ dedi. Ben de ‚Daha önce sizi yanlış tanıttıkları için size karşı idim. Fakat bir Ülkücü arkadaşımdan sizi tanıdım. Sizin cenazenize katılamadım, ama söz veriyorum mezarınızı ziyaret edeceğim‘ dedim.
Evet, Alparslan Türkeş vatana, millete ve İslâm’a yapmış olduğu hizmetlerine karşılık olarak, Allah’ın rahmetiyle nefis pisliklerinden arındırılarak Rahman’ın veli kulları arasıan katılan bir alperen idi. Ruhu sâd, mekânı cennet olsun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: savunmaaaaaaaaaaa   C.tesi Nis. 12, 2008 5:09 pm

1 Numarali Askeri Mahkemesi Baskanligi´na

Dosya No : 1981/176
Ífade Sahibi : Alparslan Türkes
Suç : TCK`nun 146/1 maddesinin ihlali.
Konu : Sorgulama ifadesi Hk.
Hadise : Bir siyasi davanin , idam talebiyle yargilanan bir numarali sanigi olarak burada bulunuyorum. Hakkimdaki iddianameyi dinledik. Taleb edilen cezalari ögrendik. Simdi de usul geregi bize söz verilmis bulunuyor.

Her safhasini ve bütün unsurlariyla bu davanin- basta biz saniklar olmak üzere, hakim ve saniklardan cezaevi ve inzibat görevlilerine ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri´ne kadar iradesi ve rolu bulunan herkes dahil-gerek sahislarimiz, gerekse devlet ve milletimizin açisindan son derece ehemmiyetli oldugu kanaatindeyim. Bu dava dolayisiyla burada Türk milletinin yakin geçmisi, hal-i haziri ve gelecegi ve bundan sonraki safhalarinda ortaya çikmis ve çikaçak bütün neticeler, müsahede konusu olmus ve olacak her türlü tutum, hal ve hareketler ve dava sonunda tesis olunacak nihai hükümler, Türk devletinin dayandigi temel ve esas degerlerle, müesseselerinin isleyisiyle, hedef ve istikametleriyle dogrudan ilgilidir.

Bu dava , Türk milletinin her türlü düsman taaruzuna karsi en büyük silah ve gücü olan milli birlik ve beraberligimizle, milli güvenlik ve savunmamizla da dogrudan dogruya ilgilidir. Bunu söylerken asla mübalaga etmiyorum.

Bu mahkemenin, bütün safhalariyla, bugünkü nesilleri, yasayan insanlarimizi oldugu kadar, gelecek nesillerimizi de yakindan alakadar, edecegi muhakkaktir. Mücerret adalet açisindan yargi organlarina intikal eden her dava ehemmiyetlidir. Resmi kabullere göre mensup, taraftar ve sempadizanlarini iki milyon olarak ifade edebilen, milli ve milliyetçi bir partinin, genel baskanindan itibaren bütün organlariyla ve idarecileriyle dünya adalet tarihinde görülmemis bir sayida ikiyüzyirmi idam istenerek yargilanmasi ve herhalde adalet terazisinde hassas tartilmasi gereken farkli bir agirlik teskil edecekdir.

Íslami, insani, milli ve medeni bir prensip olarak milletimizle birlikde biz iman etmisizdir ki,´´ adalet mülkün temelidir. ´´Zulme sapan, adalete gölge düsüren, mülkün, yani devletin temellerine dinamit koymus olur.

Adaleti çigneyen insaniyeti çignemis olur, Íslamiyet´i çignemis olur ! Zulum ve adaletsizlik her seyden önce Allah´a isyandir.

Ínanci olmayanlar, kalbi mühürlü ve küfürle kararmis olanlar bilmeseler ve inanmasalar da, büyük Türk milleti böyle bir isyani bagislamaz. Türk milletinin zülümle idare etmenin, adaletsizlige razi ve ram etmenin imkani yoktur.

Milletimizden aldigimiz bu ilham ve inançladir ki, biz, her zaman ve her yerde ``lekesiz ve gölgesiz bir adaletin´´ savunucusu olmusuzdur. Mücadelesini yaptigimiz degerlerin basinda ``lekesiz ve gölgesiz bir adalet´´ siari yer almistir.

Hakka riayet ve adaletle hükmetmek de sahislarimizi çok asan, milli ve ilahi bir mes´uliyet davasidir.

Tasidigim bayrak; temsil ettigim mukaddes Türk milliyetçiligi davasi ugrunda, komünist ve bölücü hainlerin kursunlariyla topraga sehitler ordusuna katilmis olan Ruhi Kiliçkiran´dan Gün Sazak´a kadar sehit evlat ve kardeslerimin ruhaniyetlerimin de su anda bizimle beraber olduklarini biliyorum. Onlar da beni dinliyorlar. Onlarin tekzib etmeyecekleri sekilde konusmaya, yanliz hak bildigimi söylemeye mecburum. Çünkü onlar, o üçbinaltiyüz can, bu hak bildigimiz yolda ``vatan-millet-din ve devlet´´ ugrunda sehit oldular.

Onlar hem sehitlerimiz, hem de sehitlerimizdir. Yarin huzur-i ilahide de bana sahitlik edecek olanlar, onlardir...

Onlarin huzurunda, onlar için konusacagim! Ebed-müdded olan Türk devletine;kiyamete kadar hür, müstakil, mes´ud ve müreffeh yasamasini, her gayeden aziz bildigimiz Büyük Türk milletine bugüne kadar hizmet ve etmekde olanlar için; yarin ayni yolda, ayni heyecan ve suurla bu kutsal hizmetin bayragini tasiyacak olanlar için konusacagim!

Huzur-i ilahiye yüz akiyla çikmakdan baska bir endiseye gönlümde yer yoktur. Hiçbir beseri kudret önünde egilmem. Kimsenin merhamet ve insafina sahsen ihdiyacim yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalniz mülkün temeli olan adalet naminadir, yanliz milletim ve devletim içindir...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: başbuğ türkeş   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
başbuğ türkeş
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ YEMİN :: Fikirler Bölümü ve Tartışma Alanı :: Fikir Bölümü-
Buraya geçin: