MİLLİ YEMİN

Siteye Giris Icin Lutfen Foruma Tiklayin

 
AnasayfaPortalSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 necip fazıl kısakürek

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: necip fazıl kısakürek   C.tesi Nis. 12, 2008 4:56 pm

Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu,mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebin'de (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşki gibi isimler vardı.
İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu.
Paris'te geçen bohem günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı.
Bir Fransız okulu,Robert Kolej,İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı,Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43).Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken,annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı.Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü.

Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur.Bohem hayatının en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.
Necip Fazıl'ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum,Para,Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.
Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak,Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü,çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.Haftalık Ağaç dergisi(1936,17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yöne timine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi,163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse mahkum oldu.Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır.
Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun çık madığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta,Babıalide Sabah, Bugün,Milli Gazete,Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı.Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez,Mürid,Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferaslarla büyük ilgi topladı.Başta İdeolocya Örgüsü (1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet,diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.

1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981),Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: necip fazıldan gençliğe   C.tesi Nis. 12, 2008 4:57 pm

Bir gençlik,bir gençlik bir gençlik....
"Zaman bendedir ve mekan bana emanettir "şuurunda bir gençlik
Gökleri çökerteck ve son moda kurbağa diliyle bütün"dikey"leri "yatay"hale getirecek bir çığlık kopararak"mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik..

Dininin,dilinin,beyninin,ilminin,ırzının,evinin,kininin,kalbinin davacısı bir gençlik..

Halka değil ,hakka inanan,meclisinin duvarında"hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken,gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti HAKKA kölelikte bilen bir gençlik....

Emekçiye "benim sana acıdığım ve koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın ama sende zulüm gördüğün iddiasıyla kendini kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın....."diyecek...Kapitalistlere ise"ALLAH buyruğunu ve rasul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın.." diyecek kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına,vecdine,diyalektine,estetiğine,irfanına,idrakine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamını bulamadığı, türkünde yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi,o mübarek oluş sırrını her sistem ve mezhebe ortada ne ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islamda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna ,islam alemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik....

"kim var?" diye seslenince ,sağına ve soluna bakmadan fert fert"ben varım!" cevabını verici, her ferdi "banim olmadığım yerde kimse yoktur" fikrini besleyici bir dava ahlakına kaynak bir gençlik...

Can taşıma liyakatini canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette usule ve stratejiye uygun bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle,zifirikaranlıkta ,ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırtetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...

Büyük komik üniversitesi hokkabaz profösörü,yalancı ders kitabı demagog politikacısı çıkartma kağıdı şehri,muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası ,fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mabedi,temeli yıkı ailesi,hasılı kendisini yaetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek ,kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek ,destanlık bir meydan savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik....
Annesi ,babsı ninesi ve dedesi de içinde olsa,gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirirni beğenmeyecek onlara "siz güneşi ceblerinizde kaybetmiş merke müslümanlarısınız gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi "diyecek ve gerçek müslümanliğin "nasıl"ını ve "ne idüğünü" her haliyle gösterecek bir gençlik...

İşte bu gençliği,bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum..Şekillenmesi billurlaşması için 30 küsur yıldır devrimbazlık kodomanlarının viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım,paralandığımve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında uykusuz susuz,ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür ALLAHA hamd etme makamındayım .....

GENÇ ADAM !
Bundan böyle senden beklediğim şudur:Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarkenanadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşınıda gediğine koymandır...

SURDA BİR GEDİK AÇTIK MUKADDESMİ MUKADDES....
EY KAHPE RÜZGAR ARTIK NE YÖNDEN ESERSEN ES....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ergenekon
Başkan
Başkan
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 20/03/08

MesajKonu: vasiyeti.....   C.tesi Nis. 12, 2008 4:57 pm

VASİYETİ

1- Bu vasiyet,çoluk-çoğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor.Başta gerçek Türk'ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert,kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes...Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek sorumludurlar.Emanetim,beni seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...

2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim,her kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz "Allah ve Resulü;başka herşey hiç ve batıl" demekten ibarettir.

3- "Büyük Doğu Yayınları" kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hürmet ve haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor,malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum.İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler,virgül oynatmaktan bile çekinirler.İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir:
"Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin,derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuşmudur? Belki o noktadan
bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır."
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu:İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim...Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise,mirascılarımın ve manevi mirasçım gençliğin...
Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgahını başına yıkınız!
En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi,ölümümden sonraki tahriflerdir.

4-Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım: 1935 yılında,Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum.Bu yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak,zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu.
Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle "altın ile yazılacak yazı"buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...

5-Nasıl,nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça,biricik dileğim Ankara'da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta,Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...

6-Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa,ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...

7-Cenazemde,namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid'at" belirtici hiçbirşey!... Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh,ne şu,ne bu...Sadece Fatiha ve Kur'an...

8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak...Mevlid de istemem!... Onu,uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'an...

9-Şimdi sıra en büyük dileğimde...Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhengi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için "Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit)namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin,en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi...70 bine dolması lazım...Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri...
Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum.
"Şey'en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!

10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...
Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

11-Benide Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
necip fazıl kısakürek
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YAHUDİ GÖZÜYLE NECİP FAZIL

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
MİLLİ YEMİN :: Fikirler Bölümü ve Tartışma Alanı :: Fikir Bölümü-
Buraya geçin: